Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Yüzyılın Anlaşmasına sert tepki

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yüzyılın Anlaşmasına sert tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu Yayıncılar Derneğince (AYD) JW Marriott Otel'de bu yıl 5'incisi düzenlenen Anadolu Medya Ödülleri törenindeki konuştu. Erdoğan konuşmasında ABD-İsrail ortaklığının hazırlayıp dünya kamuoyuyla paylaştığı Yüzyılın Anlaşması projesine sert tepki gösterdi. Erdoğan, "yüzyılın anlaşması diyorlar. Ne anlaşması ya! Bu bir işgal projesidir" dedi.

31 Ocak 2020 - 00:01 - Güncelleme: 31 Ocak 2020 - 00:27

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu Yayıncılar Derneğince (AYD) JW Marriott Otel'de bu yıl 5'. düzenlenen Anadolu Medya Ödülleri törenine katıldı. Erdoğan'ın gündeminde ABD-İsrail ortaklığının hazırlayıp dünya kamuoyuyla paylaştığı Yüzyılın Anlaşması projesi vardı. Burada yaptığı konuşmada Erdoğan, "yüzyılın anlaşması diyorlar. Ne anlaşması ya! Bu bir işgal projesidir" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları şu şekilde;

İdealistçe ve fedakarca yürüttükleri çalışmalarla halkı bilgilendirme faaliyeti yürüten tüm medya mensuplarına şükranlarını sunan Erdoğan, görevleri başında hayatlarını kaybeden gazetecilere de Allah'tan rahmet diledi.

Bu yılki Anadolu Medya Ödülleri'ne layık görülenleri de tebrik eden Erdoğan, "'Marifet iltifata tabidir' sözü mucibince işleri başarıyla yürüten meslek mensuplarının ödüllendirilmesini gayet yerinde buluyorum." ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN: DÜNYA DEĞİŞİRKEN MEDYANIN YERİNDE SAYMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

AYD'nin tanıtım filminde yer verilen Nuri Pakdil ve Beril Dedeoğlu'na da rahmet dileyen Erdoğan, dünya değişirken medyanın yerinde saymasının mümkün olmadığına dikkati çekti.

Tabii bu süreçte yeni yeni mecralar ortaya çıkıyor. Mesela 'sosyal medya' dediğimiz ve neredeyse elinde internet bağlantısına sahip cihazı bulunan herkesin içinde olduğu yepyeni bir mecra ile karşı karşıyayız. Ülkemizde eskiden beri basın etiği tartışmaları yapılırken, sosyal medya devasa ve tamamen kontrolsüz bir alan olarak adeta hayatımızın tam ortasına düştü.

Dünyanın her yerinde yaşanan bu gerçeğin ülkemizde çok daha belirgin ve çarpıcı örneklerine rastlayabiliyoruz. Ülke ve millet olarak Elazığ ve Malatya depremlerinin acısını yaşarken kimi kendini bilmezlerin, sosyal medya üzerinden yayınladıkları alçakça mesajlar, bunun emsallerinden biridir. 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere pek çok hayati meselede bu ahlaksızlıkla karşılaştık. Yalanın, iftiranın, çarpıtmanın, hakaretin kol gezdiği böyle bir mecrada hakikati aramak için sokaklarda elinde fenerle dolaşan Sinoplu Diyojen'in yönteminden çok daha fazlasına ihtiyacımız vardır.

YÜZYILIN ANLAŞMASI BİR İŞGAL PROJESİDİR

Siyasetçisiyle, gazetecisiyle, eğitimcisiyle hepimize düşen görev iyilikleri, güzellikleri, hayırlı işleri teşvik etmek, kötülüklerin, yanlışların, çirkinliklerin önüne geçmeye çalışmaktır. İster bireysel ister kurumsal düzeyde olsun güzel ve hayırlı iş yapanları elimizdeki tüm imkanlarla desteklemeliyiz. Buna karşılık ülkemizin ve milletimizin birlik, beraberlik, kardeşlik dayanışma içinde olması gereken bir dönemde içindeki kini ve nefreti kusanlar mı var, hemen bunların karanlık yüzlerini fark edip, kendilerini adeta sokağa çıkamaz hale getirmeliyiz. Şayet bu erdemli duruşu yaygınlaştıramazsak iyilikle kötülüğün kadim savaşında safımızı doğru belirleyemeyiz. Bizlere düşen, gerekirse Habil gibi ölmek ama asla Kabil gibi zalimlerin, kötülerin durumuna düşmemektir.

Tıpkı Çanakkale'de, tıpkı İstiklal Harbinde, tıpkı 15 Temmuz'da olduğu gibi gerekirse canını ortaya koymuş ama asla zalimlere boyun eğmemiştir. Medya mensupları olarak sizlerin de aynı anlayışla hareket ettiğinize inanıyorum.

Arkasında millet olanın sırtının yere gelmeyeceğini vurgulayan Erdoğan, "Sizler, halka bu güveni, bu itimadı, bu hissiyatı verirseniz emin olun milletimiz hepinizi de el üstünde tutar, baş tacı eder. Aksi takdirde siyasetçi de olsanız, medya mensubu da olsanız, ticaret erbabı da olsanız bir süre sonra foyanızın ortaya çıkması ve yerle yeksan olmanız mukadderdir. Rabbim hepimizi işini hakkıyla ve hayırlısıyla yapanlardan eylesin diyorum.

ÜLKEMİZİ KISIR DÖNGÜDEN ÇIKARMAYI BAŞARDIK

Ülke olarak artık küresel sistemin birinci liginde mücadele ediyoruz. Dün, bırakınız bölgesini ve dünyayı, kendi içini bile tam manası ile kontrol edemeyen bir Türkiye vardı. Geçmişte yaşadığımız krizlere bir bakın, neredeyse tamamına yakınının küresel gelişmelerle ilgisi olmadığını görürsünüz. 1994 krizini, 2001 krizini hatırlayın, aynı şekilde 1960-1980 darbeleriyle, 28 Şubat dönemini hatırlayın. Hepsinde de krizlerimizi kendimiz ürettik, kendimiz yaşadık, bedelini kendimiz ödedik. Dışarıdan tesirler yok muydu, elbette vardı ama bunların etkisi bizim zayıflığımızdan kaynaklanıyordu. Hamdolsun ülkemizi bu kısır döngüden çıkarmayı, gerçek anlamda dünya ile entegre etmeyi başardık.

Demokraside ve ekonomide ölçeklerin geçmişle kıyaslanamayacak derecede değiştiğini, büyüyüp güçlendiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

Bu sayede 2008 küresel finans krizinin ülkemizi teğet geçmesini sağladık. Bu sayede üzerimize salınan envai çeşit terör örgütü ile başa çıktık. Bu sayede sınırlarımızın karadan ve denizden kuşatılarak ülkemizin tecride maruz kalmasının önüne geçebildik. Bu sayede muhtıra girişimleriyle, darbe girişimleriyle demokrasimize kurulan tuzakları, kur ve faiz oyunlarıyla ekonomimize kurulan tuzakları aşabildik. Her ne kadar birileri halen Suriye'de ne yaptığımızı, Doğu Akdeniz'de neyin peşinde olduğumuzu, Libya'da ne aradığımızı anlamıyor olsa da milletimiz her şeyin farkındadır.

YENİ MONDROSLARA MECBUR BIRAKMAK İSTEYENLERİN OYUNLARINI BOZUYORUZ

Erdoğan, 28 Ocak'ın Misakımilli beyannamesinin açıklanışının yüzüncü yıl dönümü olduğunu belirterek, "Lafa gelince cumhuriyetçiliği kimseye bırakmayanların Misakımilli ruhundan bile habersiz olduklarının en somut ispatı bugün takip ettikleri siyasettir. Eğer Misakımilli'yi yürekleri ile kabullenmiş olsalardı, orada çizilen sınırlar içindeki halkın tüm unsurlarıyla bölünmez bir bütün olarak kabul edildiğini göreceklerdi." diye konuştu.

Misakımilli ile Mondros'u yırtıp atmıştık. Bugün yürüttüğümüz siyasetle de bizi yeni Mondroslara mecbur bırakmak isteyenlerin oyunlarını bozuyoruz.

Tek muhatap ve hesap mercilerinin millet olduğunun altını çizen Erdoğan, bu anlayışla kimin ne dediğine değil, sadece milletin hangi istikameti gösterdiğine baktıklarını vurguladı.

Üstlendikleri sorumluluğun ve verdikleri sözün gereği olarak Türkiye'yi 2023 hedeflerine ulaştırmak için gece gündüz çalıştıklarını bildiren Erdoğan, eski Türkiye'nin alışkanlıklarıyla bugünkü büyük ve güçlü Türkiye'yi idrak edebilme, anlayabilme ve yönetebilmenin mümkün olmadığına dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu gerçeklerin her alanda yeni anlayış, strateji ve yöntemler geliştirmeye mecbur bıraktığını belirtti.

TÜRK MİLLETİNİ KARALAMAK İÇİN ÇALIŞAN DEVASA BİR MEKANİZMA BULUNUYOR

Bugün Batı ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde sürekli ve sistematik bir şekilde Türkiye aleyhinde kamuoyu oluşturmak gayretleri olduğunu biliyoruz. Karşımızda, çoğu da ülkemizde üretilen yalan yanlış bilgiler üzerinden Türkiye'yi ve Türk milletini karalamak için canhıraş şekilde çalışan devasa bir mekanizma bulunuyor. Bunun içinde Ermeni lobisi var, Rum lobisi var, PKK var, FETÖ var, DEAŞ var, bir şekilde kuyruğuna bastığımız başka pek çok kesim var. Öyle şeyler yapıyorlar ki gerçeğin böylesine ters yüz edilebilmesi karşısında hayretimizi saklayamıyoruz. En basitinden terör örgütleri ve onlara destek verenlerle zalim rejimler masum sivillere saldırırken görmezden, duymazdan gelenler, Türkiye'nin meşru müdafaa gayretlerini kıyasıya eleştiriyor. Bizim yeri geldiğinde kendi canımızı tehlikeye atma pahasına tek bir masumun burnunun bile kanatılmasına asla müsamaha etmemiz, asla sessiz kalmamız mümkün değildir. İşte işgal, katliam, tehcir ithamlarıyla bunları karartanlar, çocukları, kadınları, yaşlıları göz göre göre öldürenleri görmezden geliyor.

İşte bu ara ekranlarda bir şey izliyoruz. Nedir o? Bakıyorsunuz Filistin'de kadınlar, eşinin silahlarla özellikle sürüklendiğini görünce, ona sarılmak istiyor ama İsrail'in o malum tipleri bakıyorsunuz silahla, tekme tokat gelip, o kadınların üzerine gidiyor. Hani bunların kadın hakları, hani bunların kadınlara saygısı. Yeri geldiği zaman bakıyorsunuz İsrail'e karşı bu kadar müşfik davrananlar, İsrail'in bu zulmüne karşı, bu attığı adımlara karşı zalimce takındığı bu tavırlara karşı niye sessiz duruyorlar?"

ABD'nin sözde Orta Doğu barış planına değinen Erdoğan, "Şimdi 'yüz yılın anlaşması' diyorlar. Ne anlaşması ya. Bu bir işgal projesidir." dedi.

1947 YILINDA FİLİSTİN NEYDİ, İSRAİL NEYDİ?

1947 yılında Filistin neydi, İsrail neydi? O günkü Filistin ile bugünkü Filistin'e bakıyorsunuz tamamen yer değiştirmiş. Utanmadan, sıkılmadan kalkıp şu anda dünyaya diyorlar ki 'Filistin'e biz şimdi yeni haklar getiriyoruz.' Bırakın bu yalanı, kimi aldatacaksınız ya. Hayatınız bunlarla geçmiş. Bir tarafta bakıyorsunuz, Trump yanına almış malum kişiyi, karşılarında kipalılar, onlara hitap ediyorlar ve oradan da toplayacakları alkışa bakıyorlar. O alkışlarla siz dünyanın kaderini değiştiremezsiniz. Filistin'in kaderini ise hiç değiştiremezsiniz ve Filistin de Kudüs de hep söylüyorum, yine söyleyeceğim, Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir.

Bizim Türk milleti olarak Filistin'e bakışımız cennetmekan Sultan Abdülhamit Han neyse bizim de bugün bakışımız odur. Kudüs satılık değildir. Dolayısıyla da kimse bir şeyler verelim de siz burayı bize bırakın deme edepsizliğine de girmesinler. Ben yine inanıyorum ki yüzlerce, binlerce Filistinli kardeşim oradaki bu mücadeleyi kanları pahasına yine vermeye devam edeceklerdir. Bizler de buna hazırız.

Erdoğan, dünyanın tüm güçlerinin cirit attığı yerlerde Türkiye en temel haklarını savunmak için varlık gösterdiğinde, adeta kıyamet kopartıldığına dikkati çekerek, "İstiklalimize ve istikbalimize kasteden darbecileri bağırlarına basanlar verdiğimiz şehitleri ve gazileri yok sayıyor." dedi.

BİZ DEAŞ'LILARI EL-BAB'DA ANINDA DERDEST ETTİK

Lafı geldiğinde de 'DEAŞ'lılar sizde.' diyorlar. Utanın, utanın. Biz DEAŞ'lıları El-Bab'da anında derdest ettik. El-Bağdadi'yi yakaladıklarında hava attılar. Biz, el-Bağdadi'nin en yakınlarını şu anda toparladık ve bizim cezaevlerinde. Biz bu kadar hassasız bu konularda.

Peki biz bu durum karşısında ne yapacağız? Cumhurbaşkanı sıfatıyla şahsım başta olmak üzere tüm arkadaşlarımızla her fırsatta muhataplarımıza gerçekleri anlatıyoruz. Uluslararası camiada çekinmeden anlatıyoruz fakat siyasetçiler ve medya ile onlar üzerinden geniş toplum kesimlerine bu gerçekleri gösterme hususunda ciddi sıkıntımız var. Bunun için hep birlikte bir iletişim seferberliği başlatmalıyız. Resmi beyanların ve kanalların kamuoyu oluşturmada etkisi, sivil inisiyatiflere göre daha sınırlı kalıyor. Bu bakımdan medya mensuplarımız başta olmak üzere sivil girişimlerden daha güçlü destek bekliyoruz. Her birimiz kendi kontaklarımızı, etki alanımızı, imkanlarımızı sonuna kadar kullanarak Türkiye'nin ve Türk Milletinin her alandaki duruşunu doğru bir şekilde dünya kamuoyunun gündemine taşımalıyız.

HERKES KENDİ İŞİNİ EN DOĞRU ŞEKİLDE YAPMALI

Siyasetçinin medyayı kontrol altında tutmak istemesi de medyanın siyasetçiyi yönetmeye kalkması da yanlıştır. Herkes kendi işini yaptığı, bunu da kurallar dahilinde ve şeffaf bir şekilde yürüttüğü zaman her şey çok daha sağlıklı yürüyecektir. Medya mensuplarının doğrudan ve dolaylı ticari kazanç hırsı, ideolojik saplantısı, bireysel hesabı kamu görevinin önüne geçtiğinde halkın gözündeki değeri de azalmaya başlar. Aynı şekilde siyasetçi ve bürokrat da kamu görevini bireysel çıkarlarına alet etmeye başladığında, milletin gözünde hızla irtifa kaybeder. Herkes kendi işini en doğru şekilde yaptığında, bu işten taraflarla birlikte milletimiz de kazançlı çıkacaktır.

Biz, hem sistemimizi en iyi şekilde kurmak hem de vicdanlarımızı daima tetikte tutmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde bize ne bu coğrafyada ne bu dünyada kimse hayat hakkı tanımaz. Türkiye ve Türk milleti olarak bize yağmurlu havada bir bardak su vermeyecek sırtlanlarla dolu bir iklimde hem hedeflerimize ulaşmanın hem de tüm dost ve kardeşlerimize destek vermenin mücadelesini sürdüreceğiz.

"Bunun için hep bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız" ifadesini kullanan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bilhassa yaşadığımız bu süreçte 'ben' diyen herkes kaybeder. Kendimizin ve evlatlarımızın geleceği, her alanda ve her zaman 'biz' dememize, bu şekilde hareket etmemize bağlıdır. Bizden önceki kuşak, yeni kurulan bir ülkenin tüm yükünü omuzlamıştı. Biz, kuruluştan yükselişe geçen dönemin sancılarıyla kıvrandık. İnşallah evlatlarımıza her bakımdan güçlü bir Türkiye bırakmakta kararlıyız. Bu yolda birlikte yürüdüğümüz herkesten Allah razı olsun diyoruz.

Anadolu Yayıncılar Derneğini kendi alanında yürüttüğü çalışmalarla bu sürece daha fazla destek vermeye davet eden Erdoğan, derneğin ödüle layık gördüğü tüm medya mensuplarını tebrik etti. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..