Kovid-19 Sonrası Kartlar Yeniden Dağılıyor
Ataman Korkmaz

Ataman Korkmaz

Ataman Korkmaz

Kovid-19 Sonrası Kartlar Yeniden Dağılıyor

22 Nisan 2020 - 03:49 - Güncelleme: 22 Nisan 2020 - 03:57

Bir ülkenin ekonomisi ve siyaseti, her ne kadar serbest olursa olsun, büyümeyi hızlandıracak, yavaşlatacak ve hatta durgunluğa sürükleyebilecek risk faktörlerini, ekonomik, askeri ve siyasi olarak ulusal anlamda değerlendirirken, bununla beraber küresel politikalara göre de değerlendirmek zorundadır. 

Bunun kaçınılmaz olduğunu ve değerlendirmelerin artık ülke sınırları içerisinde değil, dünya bazında değerlendirilmesi ve yeni gelişmelere göre kendini kontrol etmesi tüm devletlerin mecbur kaldığı bir gerçektir.

Her ülkenin siyasi politikaları, ekonomisi ve stratejileri farklı olduğu için, endüstrilerinin ve kurumlarının durumuna bağlı olarak, diğer devletlerin siyasi ve ekonomik politikaları, gelişen Yeni Dünya’da hemen karşılık bulacak ve ona göre önlemler alınması gerekecektir.

İbn-i Haldun’un dediği gibi, ‘’Coğrafya bir kader’dir’’ fakat bu kaderi dünya devletlerinin kaderi ile aynı ölçüde ilerletmek ve yapılandırmak, diğer devletlerin politikalarını, siyaset ve ekonomisini yakından takip ederek ‘’Yeni Dünya’’ya adapte olmak her devletin ön koşuludur.

Kısacası Yeni Dünya’da, Çin devletinden yayılan bir virüs, Türkiye’nin en ücra köşesindeki bir vatandaşımızı ilgilendirdiği gibi, bu virüs Çin devletinin değil dünyanın bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ulusal endüstrideki düşüş gibi bu risklerin bazıları yüzyıllardır var. Fakat yeni Dünya’da yeni stratejiler geliştiren devletler, kısacası siber saldırılar, biyolojik, kimyasal saldırılar politika, altyapı veya teknoloji yoluyla hazırlanırken, bu gelişmelere göre önlemlerini almayan devletler ciddi ve uzun ömürlü bir gelecek konusunda kaygıya kapılacaktır.

Biliyorsunuz ki, taş devri, taş bittiği için bitmedi. Taş yine vardı fakat planlar ve zihniyetlerin değişmesi yeni bir çağın başlamasına neden oldu.

Her ülkenin ekonomisi, siyasi ve askeri politikaları farklı olduğu için, bazıları çeşitli risklerden dolayı diğerlerinden daha sert vurulacak ve daha büyük yara alması kaçınılmaz olacaktır.

En önemli tehditleri ve bir ülkenin kendini nasıl hazırladığını tespit etmenin en iyi yolu, hükümet, iş dünyası ve sivil toplumdaki karar vericilerle beraber planlama ve çözüm önerilerini değerlendirmek gerekmektedir. Olası risk faktörlerinin farkında olarak ve mümkün olan en iyi şekilde hazırlanmak, ülkelere karşı bir tehdit ortaya çıktığında kendilerine en güçlü alt yapıyı oluşturmak bu yapı ile beraber olacaktır. Biz en kötüsüne göre dünyayı okumak ve gelişmeleri takip etmek ve bununla beraber gerekli çözüm önerilerimizi ortaya koymak zorundayız.

Ekonomistlerin düşüncelerine göre;

Hızla değişen koşullar ve krizin artan yer çekiminden dolayı ekonomistler tahminlerini neredeyse günlük olarak gözden geçirmeye başladılar. Ama bu virüsten önce altın, borsa ve pariteler konusunda  günlük ve aylık hatta yıllık ekonomi konusunda bilgilendirme yapan uzmanların bu Kovid-19 virüsü karşısında alt yapılarının olmadığı sadece günlük gelişen siyasi ve ekonomik şartlara göre değerlendirme yaptıkları anlaşılmıştır.

Yukarıda bahsettiğim gibi, kısacası ‘’Durgun suda kaptan olmak kolaydır. Önemli olan azgın sularda kaptanlık yapmaktır’’. Bunu tüm dünya bu virüsten sonra görmüş oldu.

Bu salgın krizinin, dünya ekonomisinde devletlere yaşattığı arz ve talep şoklarına neden olduğunu ve bu şokların kaçınılmaz olarak ticarette büyük aksaklıklara neden olduğunu artık net bir şekilde görmekteyiz.

Bu aksaklıklar dünya ticaretinin zayıflamaya devam ettiğini ve önümüzdeki aylarda kovid-19 virüsünün ekonomik etkisi olarak daha fazla düşüş olasılığına kadar gideceği yadsınamaz bir gerçektir.

Kovid-19 virüsü, dünyamızı yeniden şekillendirecektir. Bu krizin ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz ama emin olmak lazım ki, bittiğinde dünyamız bugünden çok farklı görünecektir.

Kovid-19 krizi bir savaş değildir ama eski dünyaya göre savaş değildir. Fakat ‘Yeni Dünya’da bir savaştır.

Çünkü kaynakların hiç olmadığı kadar çok seferber edilmesini ve yönlendirilmesini gerektirdiği için ‘savaşa benzemektedir’. Ülkeler arasındaki dayanışma ve ortak mücadele için ne kadar fedakârlık yaptığımız ve bu kriz için çözüm önerilerimiz tüm dünyada belirleyici olacaktır. Ancak ulusal mücadele ile küresel işbirliklerinin geliştirilmesinde katkıda bulunursak virüsü yenip sonuçlarını kontrol altına alabiliriz.

Savaşların taktik ve strateji yoluyla değil, lojistik ve haberleşme ile kazanıldığını bilmekteyiz. Bu durum kovid-19 için de geçerlidir.

Her kim ki bu krizi en iyi şekilde organize eder, dünya çapında tecrübelerden hızlı bir şekilde ders çıkarırsa, vatandaşları ve daha geniş anlamda dünya ile başarılı bir şekilde iletişimde bulunursa, bu süreçten en güçlü çıkacağı kesindir.

Biliyorsunuz ki, kovid-19 virüsü, Hubei eyaletinde ortaya çıkan yerel bir kriz fakat gelinen nokta küresel bir krize neden oldu. Avrupa o dönemde durumu idare etmekte zorlanan Çin yetkililerine destek için büyük miktarda tıbbi malzeme yolladı.

O günden bu yana, Çin yerel düzeyde yeni enfeksiyon sayılarını tek haneli rakamlara düşürmeyi başardı. Şimdi de, diğerlerinin de yaptığı gibi, Avrupa’ya ekipman ve doktor gönderiyor. Bu yaklaşımın siyasi bazı noktaları da yaşanmaktadır. Çin’in Avrupa’ya doktor göndermesi Yeni Dünya’da aslında bir güç politikasıdır. Belkide bir yerlere mesajdır. Bu etkileri ise ilerleyen süreçlerde daha belirgin olarak göreceğiz.

Kovid-19 virüsü sonrası Yeni Dünya Stratejileri

İşsizlik veya istihdam konusu her ne kadar derinleşse de kriz öncesi ve sonrası her zaman devletlerin birinci maddesidir.

İşsizlik, açık arayla dünyadaki en büyük risk faktörüdür ve 32 ülkede ekonomik krizin en büyük potansiyel nedeni olarak adlandırılır. Kısa süreli işsizliğin bile, özellikle daha önce düşük ücretli bir işte olmaları ve bu nedenle geri çekilmeleri için herhangi bir tasarrufları yoksa, bireyin yaşam standartları üzerinde ciddi etkileri olabilir. Benzer şekilde, çalışılmadan birkaç hafta, özellikle aşırı yoksulluğun zaten önemli bir sorun olduğu bazı Afrika ülkelerinde, en büyük krizdir.

Kovid-19 sonrası bu istihdam ve işsizlik rakamlarının artması tüm devletlerin yaşayacağı en büyük krizdir. Hatta daha ileriye gidersek bazı mesleklerin belki de adı bile anılmayacaktır. 1. dünya savaşını ön plana alırsak, nasıl ki cephelere mermi ya da mühimmat taşıyan hayvanlar çok önemliyse, at arabaları ile birlikte taşınan mühimmatlar 2. dünya savaşında yerini arabalara ve tanklara kısacası makineleşmeye bırakmıştır. İşte 3. dünya savaşında da belkide insan gücüne bile gerek kalmayacaktır. Belkide devletler oturduğu yerden sadece bilgisayarlar ile enter tuşuna basarak coğrafyaları elde etmeyi başaracaktır.

Bu konuda bildiğiniz üzere son 20 yılda siber saldırıların ölçeği ve yaygınlığı, şimdi en önemli ikinci ekonomik risk faktörü oldukları anlamına gelmektedir. Veri ihlalleri, fidye yazılım saldırılarının ve diğer çeşitli siber olayların ABD, İngiltere ve Batı Avrupa dahil 25 ülke ekonomisi için en büyük tehdit olduğunu bilmekteyiz. 

Bilgisayar korsanlarının teknikleri gittikçe ilerledikçe şirketler, çevrimiçi ortamda kendilerini korumak için kârlarının gittikçe artan bir oranını ortadan kaldırmak zorunda kalıyor ve bu da iş genişlemesini etkileyebiliyor. Sadece bir siber saldırı gerçekleştiğinde, böyle bir olaydan sonra müşterilerle güven ilişkilerinden bahsetmek yerine, bilgisayar sistemlerini ve bilgi veritabanlarını yeniden oluşturmak binlerce kişiye mal olabilir.

Bilgisayar korsanları hükümet sistemlerine veya elektrik şebekesine erişirse, bu daha da yıkıcı olacaktır. Fransa’da altı saatlik bir kış kesintisinin toplamda 2 milyar dolar üzerinde zararla sonuçlanabileceğini göstermektedir. Kırılgan mali durumdaki ülkelerde yaşanacak böyle bir durumda ise daha kötü sonuçlara gidileceği kesindir.Ayrıca, bir siber saldırı sonucu parasal kayıpla karşı karşıya kaldıklarında müşterileri kefalet etmek gibi bir sorumluluğu var, sanki bir hükümet bunu yapmak için herhangi bir yardım sunamıyorsa, yük özel sektöre düşecek.

Son bir değerlendirme yapacak olursak;

Bu krize karşı, hükümet sorunlarını ele almak sadece politikacıların sorumluluğu değildir. İşletmelerin, sivil toplumun ve genel halkın oynayacağı bir rol vardır. Yönetimi zayıf ülkelerde faaliyet gösteren şirketler daha yüksek maliyetlerle karşı karşıyadır, bu nedenle işletmelerini koruyacak diğerlerinin ulusal düzenlemelere ve kampanyalara uyması kendi yararına olacaktır

Öğrenmemiz gereken ders, özel kâra değil birlik ve dayanışmaya dayanan bir ekonominin var olmasına öncelik vermemizdir. Fuzuli şeylere verilen değer yerine, ihtiyaç duyulan şeyleri vermek artık tüm toplumların gerçeği olmuştur.

Bir ülkeyi yaşanabilir yapan şey; ev, iş, sağlık, eğitim ve ulaşımdır. Eski dünya ise değersiz olandan başka hiçbir şey vermedi.

Sorgulamamız gerekenler,

Cevapları ise sadece kendimizdedir.

Koranavirüs salgını sorasında yaşananlar bize ne gösterdi? Tüm devletlerin ekonomi politikaları, insan odaklı olmayan sistemleri insanlığı yarı yolda bıraktı diyebilir miyiz?

Çözüm daha fazla sosyal devlettir. Bu tüm dünya insanlarının çözümüdür.

Dünya devletleri sadece kriz dönemlerinde değil krizden sonra da ellerinin altındaki dev servetleri yoksul ve imkanları kısıtlı kesimlere paylaştırmaya ve destekler sunmaya devam etmeli midir?

Gıda ve hayati malzemelerdeki fiyat artışlarının sorumlusu kuralları ve vicdanı olmayan piyasa ekonomisini düzenlemek gerekmekte midir?

Sağlık, eğitim, çalışma hayatı, sosyal güvenlik vb. alanlara daha fazla kaynak aktarılması gerekmekte midir?

Çalışma koşullarında ve ücretlerde önemli düzenlemeler yapılması ve  insanların daha ucuzu aramak yerine daha “iyiyi” aramaya başlaması gerekmekte midir?

Bugün var olan mevcut düzende dünyanın en zengin 2000 kişisinin toplam servetinin 4,5 milyar insanın toplam servetinden daha fazla olması ve var olan eşitsizliğin temel göstergelerinden birisi de bu mudur?

Bu nedenle kamusal ihtiyaçların finanse edilmesi için zenginlerin daha fazla vergilendirilmesi gerekmekte midir?

Küresel sermayenin sorgulanması artık kaçınılmazdır. Özellikle tedarik zincirleri yeniden yapılandırılacak, ulusal üretim önem kazanacaktır. Fayda maliyet analizleri sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda ulusal çıkarlar da gözetilerek düzenlenmesi gerekmekte midir?

Dünya tarihine bakarsak, 17. yüzyıldaki veba salgını feodalizmin sonunu getirdi. Bunun yanında 19. yüzyılın başlarında kolera salgını sanayi devrimini hızlandırdı.

Bu kriz neyi sonlandırır? diye sorgularsak ve değerlendirmesini yaparsak, Davos gibi dünyanın en çok bilinen düşünce kuruluşlarında kapitalizmin geleceği tartışılıyordu ve ilginç olan ise Abd başta olmak üzere tüm Dünya’da gençler arasında kapitalizm bir tercih olarak görülmüyordu. Gençler arasında en etkili görüş evrensellik, adalet ve eşit paylaşım ön plandaydı.

Dünyanın en zengin insanları bile artık teknolojik gelişmelerin gelecekte insanlara yaşanabilir bir gelir veya bir yaşam standardı sunamayacağını fark etmişlerdi ve bunu dile getiriyorlardı. İşte böyle bir dönemde salgın söz konusu oldu.

İtalya ve İspanya bu krizden en çok ders alması gereken devlettir.

İşte İtalya ve İspanya'da sağlık sisteminin özelleştirilmesi ile temel sağlık hizmetlerini herkese verebilmek yerine parası olanların talepleri doğrultusunda bir hizmet altyapısı oluşturulması bunun bir sonucu olmuştur.Yoksullarda görülen en temel hastalıklarla bile salgın durumunda cevap verecek şekilde düzenlenmediği görüldü.İnsanlar geçmişe dönüp temel ihtiyaçlarını tekrar düşünmek zorunda kaldılar. Yoksulun kaybedecek birşeyi yoktu fakat zenginlerde artık temel ihtiyaçların daha önemli olduğu ve sahte yaşamlar ile hayatta kalınamayacağını anlamış oldular.

Kısaca birçok şeyin sorgulanması için uygun bir ortam oluştu.

Sınır ulus tanımayan problemler karşısında daha eşitlikten, özgürlükten, dayanışmadan, enternasyonalist sistemlerin hüküm sürdüğü bir eğilim egemen olmak zorundadır.

Kovid-19 tüm Dünya devletlerinin kendilerini sınır ötesi devletler ile olan bağlılığını bir kez daha ortaya koymuştur. Bakalım Yeni Dünya’da yerimizi alabilecek miyiz?

Türkiye ilerleyen süreçlerde bu krizi fırsata çevireceğinden hiç kuşkunuz olmasın.Genç nüfus oranı ve Türkiye’nin coğrafi alanındaki avantajlarına bakıldığında Avrupa Birliği ülkelerinden daha hızlı bir şekilde toparlanacağı kanısındayım. Türkiye’nin öncelikli olarak yeraltı maden ve metal kaynaklarına hızlı bir şekilde yeni bir strateji ile ağırlık vermesi, tarım ve hayvancılık politikalarında uygulayacağı reel çözümler ile birlikte küresel dünyada hızlı bir şekilde adından bahsettirecektir. Bunun yanında en önemlisi siber ağırlıklı yeni teknolojik çalışmalara ve eğitimin bu alanda ilerlemesi Türkiye’nin yararına olacaktır. Yazımın başında belirttiğim gibi, artık kartlar yeniden dağıtılacak ve iyi oynayan kazanacaktır. Türkiye oyun kurucu görevini insani ve vicdani alanda da gösterecektir. İlerleyen süreçte bunların hepsini yaşayacağız.

Ataman Korkmaz

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Derviş Doğan
    6 ay önce
    Yaptığın yerinde değerlendirmeler bana dünya da çok şeyin eskisi gibi olmayacağını fakat eskiden olduğu gibi yine bilimin devletlere ve ekonomiye yön vereceğini işaret etti. Bu da kendini bilim gibi zaruri istikamete çeviren devletlerin her devirde krizlerden en çabuk çıkabilen ve en çabuk topar***an ülkeler olduğunu gösterir. Tebrik ederim.
  • Burkay Gökhan GÖKÇE
    6 ay önce
    Kalemine sağlık Ataman Bey, Umarım devlet yönetiminde halkı kutuplaştıran,ayrıştıran,nefret söylemleri o*** bir dil değil de birlik beraberliğe sevk eden aklıselim bir siyasi üslup kul***ılır korona sonrası...

Son Yazılar